Amoebiasis Nedir?

Amoebiasis, Entamoeba histolytica adlı tek hücreli bir parazit tarafından oluşturulan ve başta bağırsak olmak üzere karaciğer ve diğer organlara yayılabilen enfeksiyöz bir hastalıktır. Dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olmayı sürdürmekte; özellikle temiz suya erişimin kısıtlı olduğu, sanitasyon koşullarının yetersiz kaldığı tropikal ve subtropikal bölgelerde yaygın görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre amoebiasis, dünya genelinde her yıl milyonlarca insanı etkilemekte ve paraziter hastalıklar arasında sıtma ile uyku hastalığından sonra üçüncü sırada yer almaktadır.

Etken: Entamoeba histolytica

Entamoeba histolytica, insan bağırsağında iki farklı formda bulunabilir. Kist formu, çevresel koşullara son derece dayanıklı olan ve enfeksiyonun bulaşmasından sorumlu olan inaktif formdur. Trofozoit formu ise aktif, hareketli ve doku invazyonundan sorumlu olan patojen formdur. Önemle belirtmek gerekir ki görünüş olarak E. histolytica‘ya benzeyen ancak hastalık yaratmayan Entamoeba dispar ve Entamoeba moshkovskii gibi türler de mevcuttur. Bu ayrımın klinik ve epidemiyolojik önemi büyüktür; zira dışkı mikroskopisi yalnızca kistleri tespit edebilir, türler arasındaki farkı ortaya koyamaz.

Bulaşma Yolları

Amoebiasis fekal-oral yolla bulaşır. Enfekte kişilerin dışkısıyla kontamine olmuş su veya gıdaların tüketimi en yaygın bulaş yoludur. Çiğ sebze ve meyveler, özellikle insan dışkısıyla gübrelenmiş tarım arazilerinde yetiştirilmişlerse önemli bir risk faktörü oluşturur. El hijyenine dikkat etmeyen gıda işleyicileri de bulaş zincirinde kritik bir rol üstlenir. Kalabalık yaşam koşulları, kurumsal bakım ortamları ve bazı cinsel pratikler de bulaşma riskini artıran etkenler arasındadır.

Hastalığın Klinik Formları

Amoebiasis son derece geniş bir klinik yelpaze sergiler. Enfekte bireylerin yaklaşık yüzde doksanı asemptomatik taşıyıcı konumundadır; bu kişiler hastalık belirtisi göstermeksizin kist saçmaya devam ederek toplumda yayılıma katkıda bulunur.

İntestinal Amoebiasis

Semptomatik bağırsak hastalığı, parazit trofozoitlerinin kolon mukozasına invaze olmasıyla ortaya çıkar. Hafif vakalar karın ağrısı, kramp ve yumuşak ya da sulu dışkı ile seyredebilir. Klasik amebik dizanteri tablosu ise kan ve mukus içeren, sık aralıklarla geçen ve tenezm eşliğinde dışkılama ile karakterizedir. Ateş görece nadir olmakla birlikte şiddetli olgularda ortaya çıkabilir. Bağırsak perforasyonu ve peritonit, nadir fakat yaşamı tehdit eden komplikasyonlardandır. Ameboma, kronik enfeksiyonlarda kalın bağırsakta kitleye benzeyen granülomatöz bir reaksiyon olarak gelişebilir ve kolon kanseriyle karışabilir.

Ekstraintestinal Amoebiasis

Trofozoitler portal dolaşım aracılığıyla bağırsak dışı organlara ulaşabilir. En sık karşılaşılan ve en önemli ekstraintestinal form amebik karaciğer absesidir.

Amebik karaciğer absesi, amoebiasisin en sık görülen ekstraintestinal komplikasyonudur. Karaciğerin sağ lobunda tek bir abse olarak ortaya çıkması tipiktir. Klinik tablo sağ üst kadran ağrısı, ateş, halsizlik ve kilo kaybından oluşur. Bağırsak semptomları eş zamanlı olmayabilir; hatta aktif intestinal enfeksiyon kanıtı saptanamayabilir. Tedavi edilmezse abse rüptüre olarak plevral kaviteye, periton boşluğuna veya perikar’a açılabilir.

Daha nadir görülen ekstraintestinal formlar arasında akciğer amoebiasisi, beyin absesi ve deri amoebiasisi sayılabilir.

Tanı Yöntemleri

Amoebiasis tanısı birden fazla yöntemin bir arada kullanılmasını gerektirir. Dışkının mikroskopik incelemesi tarihsel olarak temel tanı yöntemi olmuştur; ancak duyarlılığı düşüktür ve E. histolytica‘yı diğer ameba türlerinden ayırt etmek her zaman mümkün olmaz. Dışkıda antijen tespiti, E. histolytica-spesifik antijenlerini saptayan immünolojik testler olup özgüllük ve duyarlılık açısından mikroskopiye üstündür. PCR temelli yöntemler günümüzde en yüksek duyarlılık ve özgüllüğü sunan tanı araçlarıdır; türler arasındaki ayrımı kesin olarak yapabilir. Serolojik testler özellikle ekstraintestinal amoebiasisin tanısında değerlidir; invasiv hastalıkta antikorlar yüksek düzeyde saptanır. Karaciğer absesi şüphesinde ultrasonografi ve BT görüntüleme absenin varlığını, konumunu ve boyutlarını belirlemek için kullanılır.

Tedavi

Amoebiasisin tedavisi hastalığın klinik formuna göre şekillenir.

Asemptomatik taşıyıcılıkta lüminal amebisid olan paromomisin veya diloksanid furoat tercih edilir. Bu ilaçlar bağırsak lümenindeki kistleri ve trofozoitleri etkiler.

Semptomatik intestinal amoebiasis ve ekstraintestinal formlar için metronidazol veya tinidazol gibi nitroimidazol grubu ilaçlar temel tedavidir. Bu ilaçlar doku trofozoitlerine etki eder ancak bağırsak lümenindeki parazitleri tamamen temizleyemeyebilir. Bu nedenle sistemik tedavinin ardından lüminal amebisid ile tedavinin tamamlanması önerilir.

Amebik karaciğer absesinde ilaç tedavisi çoğu zaman yeterlidir. Büyük abselerde, rüptür riskinin yüksek olduğu durumlarda veya ilaç tedavisine yanıt alınamadığında perkutan aspirasyon veya drenaj uygulanabilir.

Korunma ve Önleme

Amoebiasisten korunmanın temeli hijyen ve sanitasyon koşullarının iyileştirilmesidir. İçme sularının arıtılması ve kaynatılması, çiğ sebze ve meyvelerin temiz suyla yıkanması, el hijyenine özen gösterilmesi ve gıda güvenliği ilkelerine uyulması bireysel düzeyde alınabilecek en etkili önlemlerdir. Endemik bölgelere seyahat edecek kişilerin bu önlemlere özellikle dikkat etmesi gerekmektedir. Günümüzde onaylanmış etkin bir amoebiasis aşısı bulunmamakta, bu alanda araştırmalar sürmektedir.

Sonuç

Amoebiasis, küresel ölçekte önemini koruyan bir paraziter hastalıktır. Asemptomatik taşıyıcılıktan yaşamı tehdit eden karaciğer absesine kadar uzanan geniş klinik yelpazesi, tanıyı güçleştirmekte ve farkındalığın yüksek tutulmasını zorunlu kılmaktadır. Etkili ilaç tedavisinin mevcut olması nedeniyle erken tanı kritik öneme sahiptir. Ancak uzun vadeli çözüm, yalnızca bireysel korunma önlemlerinde değil, temiz su altyapısının ve sanitasyon koşullarının toplum düzeyinde iyileştirilmesinde yatmaktadır.