Anevrizma morfolojisi, beyin anevrizmasının şeklini, boyutunu ve geometrik özelliklerini tanımlar. Anevrizmanın yalnızca nerede olduğu değil, nasıl bir biçime sahip olduğu da rüptür (yırtılma) riskini ve tedavi yöntemi seçimini doğrudan etkilediği için morfoloji, klinik değerlendirmenin temel bileşenlerinden biridir.
Anevrizmalar şekillerine göre temel olarak iki gruba ayrılır. Saküler (kese tarzı) anevrizmalar en sık görülen tiptir; damar duvarından bir kese gibi dışa doğru çıkıntı yapar ve genellikle dar bir boyun ile ana damara bağlanır. Bunlar tipik olarak damar dallanma noktalarında görülür. Fuziform anevrizmalar ise damarın tüm çevresini iğ biçiminde genişleterek belirgin bir boyun oluşturmaz; ateroskleroz veya damar duvarı hastalıklarıyla daha sık ilişkilidir.
Morfolojik değerlendirmede kullanılan başlıca ölçütler şunlardır. Boyut (maksimum çap), rüptür riskinin en bilinen belirleyicilerindendir; genel olarak anevrizma büyüdükçe kanama riski artar. Boyun genişliği, tedavi planlaması açısından kritiktir; geniş boyunlu anevrizmalar endovasküler koil tedavisinde stent veya balon desteği gerektirebilir. Boyut-boyun oranı (aspect ratio) ve dom-boyun oranı, kese yüksekliğinin boyun genişliğine oranını ifade eder; bu oran yüksek olduğunda rüptür riskinin arttığı kabul edilir. Ayrıca anevrizma duvarındaki düzensizlikler, lobülasyon (çok loblu yapı) ve duvardan çıkan küçük çıkıntılar (blebler) de instabilite ve yüksek rüptür riski işaretleri olarak değerlendirilir.
Morfolojinin önemi pratik kararlara doğrudan yansır. Düzgün, küçük ve dar boyunlu bir anevrizma daha düşük risk taşıyabilirken; büyük, düzensiz, lobüle ve geniş boyunlu bir anevrizma hem daha yüksek kanama riski taşır hem de daha karmaşık bir tedavi yaklaşımı gerektirir. Bu nedenle anevrizma morfolojisi, lokalizasyon ve hasta özellikleriyle birlikte değerlendirildiğinde, tedavi kararının en önemli dayanaklarından birini oluşturur.